Sayfalar

şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ekim 2010 Pazartesi

Ağır Ölüm



Ağır ağır ölür alışkanlığının kölesi olanlar,
her gün aynı yoldan yürüyenler,
yürüyüş biçimini hiç değiştirmeyenler,
giysilerinin rengini değiştirmeye yeltenmeyenler,
tanımadıklarıyla konuşmayanlar.

Ağır ağır ölür tutkudan ve duygulanımdan kaçanlar,
beyaz üzerinde siyahı tercih edenler,
gözleri ışıldatan ve esnemeyi gülümseyişe çeviren
ve yanlışlıklarla duygulanımların karşısında onarılmış
yüreği küt küt attıran bir demet duygu yerine
“i” harflerinin üzerine nokta koymayı yeğleyenler.
Ağır ağır ölür işlerinde ve sevdalarında mutsuz olup da
bu durumu tersine çevirmeyenler,
bir düşü gerçekleştirmek adına kesinlik yerine belirsizliğe kalkışmayanlar,
hayatlarında bir kez bile mantıklı bir öğüde aldırış etmeyenler.
Ağır ağır ölür yolculuğa çıkmayanlar,
okumayanlar,
müzik dinlemeyenler,
gönlünde incelik barındırmayanlar.
Ağır ağır ölür özsaygılarını ağır ağır yok edenler,
kendilerine yardım edilmesine izin vermeyenler,
ne kadar şanssız oldukları
ve sürekli yağan yağmur hakkında bütün hayatlarınca yakınanlar,
daha bir işe koyulmadan o işten el çekenler,
bilmedikleri şeyler hakkında soru sormayanlar,
bildikleri şeyler hakkındaki soruları yanıtlamayanlar.
Deneyelim ve kaçınalım küçük dozdaki ölümlerden,
anımsayalım her zaman:
yaşıyor olmak yalnızca nefes alıp vermekten çok daha büyük bir çabayı gerektirir.
Yalnızca ateşli bir sabır ulaştırır bizi muhteşem bir mutluluğun kapısına.

Pablo Neruda
Çeviren: İsmail Aksoy

4 Eylül 2010 Cumartesi

yeniden istanbul




yaz biterken sevindiğim olayları sıralarsam...
eylül... yağmur...yeniden sonbahar...
derken yeni çıkan kitaplar,
arkadaşımın oğlunun düğün haberi
ve yeniden istanbul...
bu kitap herkes için ayrı bir anlam taşıyor olsa da;
bendeki anlamı ilk gençliğimin yakın tanığı bir yayıncı arkadaşım
ve meslek yaşantımdan kazancım şair dostumla ortak ürünümüz oluşudur.
her şeye anlam katarak yaşamanın bir anlamı yok belki,
ama anlamsız kalmak daha da katlanılır kılmıyor ki hayatı...

güneşli esintili havuzbaşında uzaktaki dostlarla buluşma;
balkonda içilen iki birayla sohbet...

ne kadar sıradan ve sıradışı hayatlar yaşıyoruz, şaşıyorum.
oysa her birimiz bu hayatın başrolündeyiz kendimize göre,
oynadığımız karaktere uygun giyinip davranıyoruz,
rolümüzü benimseyenlerimiz de var , içine sindiremeyenlerimiz de,
en iyisi belki birkaç kişilik canlandırabileceğimiz güldürülerde rol almak olurdu.

Gel gör ki, oyunu en baştan yazmak gerekir...

20 Mayıs 2010 Perşembe

ADAM OLACAK ÇOCUĞA




Eğer,

bütün etrafındakiler panik içine düştüğü ve bunun sebebini senden bildikleri zaman
sen başını dik tutabilir ve sağduyunu kaybetmezsen;

Eğer sana kimse güvenmezken sen kendine güvenir
ve onların güvenmemesini de haklı görebilirsen;

Eğer beklemesini bilir ve beklemekten de yorulmazsan
veya hakkında yalan söylenir de sen yalanla iş görmezsen,
ya da senden nefret edilir de kendini nefrete kaptırmazsan,
bütün bunlarla beraber ne çok iyi ne de çok akıllı görünmezsen;

Eğer hayal edebilir de hayallerine esir olmazsan,
Eğer düşünebilip de düşüncelerini amaç edinebilirsen,
Eğer zafer ve yenilgi ile karşılaşır
ve bu iki hokkabaza aynı şekilde davranabilirsen;

Eğer ağzından çıkan bir gerçeğin bazı alçaklar tarafından
ahmaklara tuzak kurmak için eğilip bükülmesine katlanabilirsen,

ya da ömrünü verdiğin şeylerin bir gün başına yıkıldığını görür
ve eğilip yıpranmış aletlerle onları yeniden yapabilirsen;

Eğer bütün kazancını bir yığın yapabilir
ve yazı-tura oyununda hepsini tehlikeye atabilirsen;

ve kaybedip yeniden başlayabilir
ve kaybın hakkında bir kerecik olsun bir şey söylemezsen;

Eğer kalp, sinir ve kasların eskidikten çok sonra bile
işine yaramaya zorlayabilirsen

ve kendinde 'dayan' diyen bir iradeden
başka bir güç kalmadığı zaman dayanabilirsen;

Eğer kalabalıklarda konuşup onurunu koruyabilirsen,
ya da krallarla gezip karakterini kaybetmezsen;

Eğer ne düşmanların ne de sevgili dostların seni incitmezse;
Eğer aşırıya kaçmadan tüm insanları sevebilirsen;
Eğer bir daha dönmeyecek olan dakikayı, altmış saniyede koşarak doldurabilirsen;

Yeryüzü ve üstündekiler senindir
Ve dahası

sen bir ADAM olursun oğlum...

Rudyard Kipling

26 Nisan 2010 Pazartesi

AYDINLIK




AYDINLIK

Hiçbir vakit tam karanlık değil gece
Kendimde denemişim ben
Kulak ver dinle
Her acının sonunda
Açık bir pencere vardır.
Aydınlık bir pencere
Hayal edilecek bir şey vardır
Yerine getirilecek istek
Doyurulacak açlık
Cömert bir yürek
Uzanmış açık bir el
Canlı canlı bakan gözler vardır
Bir yaşam vardır yaşam
Bölüşülmeye hazır

PAUL ELUARD

23 Nisan 2010 Cuma

özgürlük





Okulda defterime
Sırama ağaçlara
Yazarım adını
Okunmuş yapraklara
Bembeyaz sayfalara
Yazarım adını
Yaldızlı imgele
Toplara tüfeklere
Kralların tacına
En güzel gecelere
Günün ak ekmeğine
Yazarım adını
Tarlalara ve ufka
Kuşların kanadına
Gölgede değirmene yazarım
Uyanmış patikaya
Serilip giden yola
Hınca hınç meydanlara adını
Ey özgürlük!
Kapımın eşiğine
Kabıma kacağıma
İçimdeki aleve
Camları oyununa
Uyanık dudaklara
Yazarım adını
Yıkılmış evlerime
Sönmüş fenerlerime
Derdimin duvarına
Arzu duymaz yokluğa
Çırçıplak yalnızlığa
Yazarım adını
Geri gelen sağlığa
Geçen her tehlikeye
Yazarım ben adını, yazarım
Bir sözün çoşkusuyla
Dönüyorum hayata
Senin için doğmuşum haykırmaya
Ey özgürlük!

Paul ELUARD



kendi gibi olabilmek demek...
kendinden başka kimseye benzememek
kendinden başka kimseden mesafe almamak
...
istesek de dağıtamayız düzenimizi
ara sıra kurguladığımız herşeye isyan etsek de
kendimizi üzmek pahasına
görülmeyen bağlarla bağlıyız kendi kurallarımıza,
...
çocuklarımız büyürken an gelir bizi bizden çok tanırlar mı acaba?
söylemeden sözümüzü, anlatmadan derdimizi bilebilirler mi?
bunu hiç kimse için söyleyemeyiz...
yoksa çok sıkıcı olmaz mıydı hayat?

11 Nisan 2010 Pazar

SANAT NEDEN GEREKLİDİR?




SANAT


-Karanlık dönemlerde peki,
Şarkı da söylenecek mi?
-Elbette şarkılar da söylenecek
Belgeleyen karanlık dönemleri.

BERTOLT BRECHT

İnsanı çoğunlukla umutsuzluğa sürükleyen gündelik olaylar için bunca emek ve zaman tüketilirken sanatın gerekliliği üstüne tartışılması ne kadar da gereksiz.
Bazı güçlerin kendi çıkarları uğruna harcadığı ekonomik, politik, felsefi her türlü emek ve zaman insanlık tarihinde belki bir tek cümleyle yer alacak: " Yaşadı, kazandı, kaybetti ve öldü"
Oysa bir şarkıyı, bir şiiri paylaştıkça insana dair ne varsa eksilmeden çoğalacak,
sonsuza dek yaşayacak.
Doksan dakikalık bir futbol karşılaşması üzerine günlerce tartışılıyorken, medyada çok büyük yorum ve açıklamalar yapılıyorken, izleyicisi için ölümsüzlüğü tartışılmaz bir sanat eserine ayıracak vakti olmayanlar kendi yaşamlarının gerekliliğini sorgulamalı.

8 Mart 2010 Pazartesi

8 mart dünya kadınları için:



AŞK RESMİ GEÇİTİ

Orhan Veli Kanık

Birincisi o incecik, o dal gibi kız,

Şimdi galiba bir tüccar karısı.

Ne kadar şişmanlamıştır kim bilir.

Ama yinede de görmeyi çok isterim,

Kolay mı? İlk göz ağrısı.

............................çıkar

............................dururduk mahallede

..........................................halde

..............adlarımız yan yana yazılırdı duvarlara

.......................................yangın yerlerinde.

Üçüncüsü Münevver Abla, benden büyük

Yazıp yazıp bahçesine attığım mektupları

Gülmekten katılırdı, okudukça.

Bense, bugünmüş gibi utanırım

O mektupları hatırladıkça.

Dördüncüsü azgın bir kadın,

Açık saçık şeyler anlatırdı bana.

Bir gün de önümde soyunuverdi

Yıllar geçti aradan, unutamadım,

Kaç defa rüyama girdi.

Beşinciyi geçip altıncıya geldim

Onun adı da Nurünnisa.

Ah güzelim

Ah esmerim

Ah

Canımın içi Nurünnisa.

Yedincisi Aliye, kibar bir kadın

Ama ben pek varamadım tadına,

Bütün kibar kadınlar gibi,

Küpe fiyatına, kürk fiyatına.

Sekizincisi de o bokun soyu:

Sen elin karısında namus ara,

Kendinde arandı mı, küplere bin.

Üstelik kendinde de

Yalanın düzenin bini bir para.

Ayten'di dokuzuncunun adı,

Barlarda göbek atar

İş başında şunun bunun esiri,

Ama bardan çıktı mı,

Kiminle isterse onunla yatar.

Onuncusu akıllı çıktı

Bıraktı gitti beni.

Ama haksız da değildi hani,

Sevişmek zenginlerin harcıymış

İşsizlerin harcıymış.

İki gönül bir olunca

Samanlık seyranmış ama,

İki çıplak da - olsa olsa -

Bir hamama yakışırmış.

İşine bağlı bir kadındı on birinci.

Hoş, olmasın da ne yapsın?

Bir zalimin yanında gündelikçi;

Adı Luksandra

Geceleri odama gelir,

Sabaha kadar kalır.

Konyak içer, sarhoş olur,

Sabahı da, işbaşı yapardı şafakla....

Gelelim sonuncuya.

Ona bağlandığım kadar

Hiçbirine bağlanmadım.

Sade kadın değil, insan.

Ne kibarlık budalası,

Ne malda, mülkte gözü var.

Eşit olsak der,

Hür olsak der.

İnsanları sevmesini de bilir,

Yaşamayı sevdigi kadar.


*** Ölümünden sonra müsveddesi diş fırçası sarılmış bir kâğıtta bulunan bu son şiiri tamamlanmamıştır.

THE PARADE OF LOVE


The first one was that slender, reedy girl,
I think now she's the wife of a merchant.
I wonder how fat she's grown.


But still I'd like to see her very much.
It isn't easy, first love.

........................... goes up
......................... we stood in the street
......................... even though
........... our names were written side by side on the walls


........................... in the fire.

The third was Miss Munevver, she was older than me,
As I wrote and wrote and tossed letters into her garden
She was in stitches reading them.
Remembering those letters,


I feel ashamed, as though it were today.

The fourth was wild.
She used to tell me dirty stories.
One day she undressed in front of me.
Years have passed, I still can't forget it.
So many times it entered my dreams.



Let's skip the fifth and come to the sixth.
Her name was Nurunnisa.
Oh, my beauty,
Oh, my brunette,
Oh, my lovely, my lovely
Nurunnisa!

The seventh was Aliye, a society woman,
But I couldn't appreciate her very much;


Like all society women
Everything depended on earrings and fur coats.

The eighth was more or less the same shit;
Look for honor in somebody else's wife,
But if asked of you to throw a tantrum,
Lies, fits;


Lying was second nature to her.

The name of the ninth was Ayten.
She was a belly dancer in a bar;
While working she was the slave of any man
But after work
She slept with whom she pleased.

The tenth grew smart


And left me.
She wasn't wrong either;
Making love is the business of the rich or the idle
Or the jobless;

If two hearts get together
The world is beautiful, it's true,
But two naked bodies


Belong in a bathtub.

The eleventh was a serious worker.
What else could she do?
She was a maid for a sadist;
Her name was Luxandra;
At night she would come to my room
And stay till morning.
She drank cognac, got drunk.


And before dawn, she went back to work.

Let's come to the last one.
I got attached to her
The way I loved no one else.
She wasn't only a woman, but a person.
Not foolishly after fancy manners,


Or greedy for goods and jewelry.
``If we are free'' she said;
``If we are equal'' she said.
She also knew how to love people
The way she loved living.


This poem, which was found wrapped around his toothbrush after


his death, is unfinished.