Sayfalar

yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ekim 2010 Pazartesi

gündelik yaşam hattı



hayatta ayakta kalanlardan mısınız?
cam kenarında mı, yoksa koridorda oturanlardan mısınız?

"hayat beklemez" deyip önceden biletini alanlar,
numaralı koltuklarına önceden gelip kurulur...
"beni almadan gitmez" diyenler peşinden koşar.

en güzeli;
"bunu kaçırsam da başka hayatlardan birinde yer bulurum"
demenin rehavetidir.

4 Eylül 2010 Cumartesi

yeniden istanbul




yaz biterken sevindiğim olayları sıralarsam...
eylül... yağmur...yeniden sonbahar...
derken yeni çıkan kitaplar,
arkadaşımın oğlunun düğün haberi
ve yeniden istanbul...
bu kitap herkes için ayrı bir anlam taşıyor olsa da;
bendeki anlamı ilk gençliğimin yakın tanığı bir yayıncı arkadaşım
ve meslek yaşantımdan kazancım şair dostumla ortak ürünümüz oluşudur.
her şeye anlam katarak yaşamanın bir anlamı yok belki,
ama anlamsız kalmak daha da katlanılır kılmıyor ki hayatı...

güneşli esintili havuzbaşında uzaktaki dostlarla buluşma;
balkonda içilen iki birayla sohbet...

ne kadar sıradan ve sıradışı hayatlar yaşıyoruz, şaşıyorum.
oysa her birimiz bu hayatın başrolündeyiz kendimize göre,
oynadığımız karaktere uygun giyinip davranıyoruz,
rolümüzü benimseyenlerimiz de var , içine sindiremeyenlerimiz de,
en iyisi belki birkaç kişilik canlandırabileceğimiz güldürülerde rol almak olurdu.

Gel gör ki, oyunu en baştan yazmak gerekir...

30 Mayıs 2010 Pazar

sokağımız



  • yıllar önce sokağımızın başında bakımsız virane vakıf binalarında yaşayan kiracılar memur veya emekçiydi...restorasyonla birlikte onlar uzaklaştırıldı.
  • daha da önce sokağımızın öte başında odun pazarı bulunurdu, şimdiki evimizin yerinde eskiden mısır tarlası ve bostan vardı...evimizin altında hala bir bostan kuyusu durur.
    arka sokağımızda artık adı anılmayan bir yerli tekstil firmasının indirim mağazasının yerinde müzik ve televizyon yapımcısı bir firma IMAJ satıyor.
  • sokağımızın başındaki eski binaların restorasyonuyla birlikte sokağımızın trafiği de şişti, büyüdükçe büyüdü...sokağımız caddeleşti...artık bir tek yogun trafik olmayan gece saatleri kaldı.
  • sokağımızda yabancı markaların mağazaları açılırken sokağımızda dolaşan tinerciler
    ve işsiz, sahipsiz insanlar çoğaldı...


  • kızımı her sabah çocuk parkına götürürken bütün bu geçmiş yılların hesapsız yıkımı ve plansız yapılanmasıyla değişen kaldırımların üzerine basa basa yürüyorum.

17 Nisan 2010 Cumartesi

PİYASA





Güneş gibi ol şefkatte,merhamette.
Gece gibi ol ayıpları örtmekte.
Akarsu gibi ol keremde,cömertlikte.
Ölü gibi ol öfkede ,asabiyette.
Toprak gibi ol tevazuda,mahviyette.
Ya olduğun gibi görün,ya göründüğün gibi ol.


Mevlana Celaleddin Rumi




En son ne zaman içinizden geleni söylediniz?
En son ne zaman içinizden geldiği gibi sevdiniz ya da nefret ettiniz?
insanlarıyız hepimiz, tadımız tuzumuz betona karışmış, hamurumuza daha neler katılmış.

Yaz gelmiş, kolsuzlar, düşük belliler giyilmiş, piyasa vakti rıhtıma çıkılmış.
Henüz kış beyazı tenler görünüyor dekoltelerden, yeniden farkediyorum kızların kendini sürekli kontrol ederken birbiriyle kıyasladığını.
Çünkü giyinişiyle, saçıyla , makyajıyla kızlar kendini çok önemsiyor, ama ya gerisi?
Doğal olamıyor pek çoğu, koca bulup anne olmak için programlanmış robot gibiler.
Sesiyle, duruşuyla , bakışıyla beğenilmek , sevilmek , istenmek insanca bir içgüdüyken
yarışa dönüşmüş.

Kızlar kadar üçboyutlu saçları jöleli erkekler de bu yarışa katılıyor,
sinek gözü gibi renkli gözlükler, ucuz takit kıyafetle, sivri burunlu pabuclar,
çorabın içine gizli isgara paketleri...bir bıçkınlık sorma gitsin.
Son model cep telefonu, mümkünse yabancı marka siyah bir araba anahtarı...

Tüketim devri bu, saç baş bakımlı olsun, içinde ne olduğu ne farkeder?

















14 Mart 2010 Pazar

THE DUST OF TIME



"Erken yaşlardan itibaren edebiyat ve şiirle olan ilişkim, beni dil, estetik ve modernizm üzerine olan bütün araştırmalara yaklaştırdı."

Çocuk yaşta duyulan merakla edebiyata, sinemaya, müziğe adanmış hayatlar
ne kadar da kıymetlidir.

Hiç bir gerçek sanat ürünü acı çekmeden yaratılmaz, o acıyı içinde hissederek
ifade edebilme arayışının sonucudur.

"İnsan yazgısı.
Ebediyete dönüş.
Bütün saplantılarım filmlerime girer ve çıkar. Tıpkı bir orkestra enstrümanlarının müziğe girip çıkması, tekrar duyulmak için sessizliğe bürünmeleri gibi.
Saplantılarımızla uğraşmaya mahkum edilmişiz.Aslında tek bir film çekiyoruz, tek bir kitap yazıyoruz. Aynı tema üzerine varyasyon ve fügler."

Tek bir resim yapıyoruz ömür boyu, tek bir kitap okuyoruz ,
tek bir şarkı söylüyoruz,
hepsini yaparken tek bir sesimiz ve söylemimiz var,
hep daha iyisini yapabilmek için
çalışıp didiniyoruz.
Hayat o kadar sade yaşanabilir ki aslında, boş kırgınlıklara, boş alınganlıklara, boş üzüntülere kapılmadan
yaşanmalı...

"Film çekmeye başladığımdan beri hep aynı ekiple çalışıyorum.
Onlar beni tanıyor, ben de onları tanıyorum. Yıllar geçtikçe de her biri benim ailem oldu. Çalışırken beni çok sık sinirlendiriyorlar, ama onları görmeyince çok özlüyorum. "

İnsanın işini sevmesi ve birlikte çalıştığı insanları ailesi gibi görmesi ne büyük mutluluk.

"Bir araba, fotoğrafçı bir arkadaşım sessizce arabayı sürüyor ve yollar.
Sık sık hayatta kendimi dengede ve huzurlu hissettiğim yuvanın,
arkadaşımın kullandığı arabada yanında oturmak olduğunu düşünürüm.
Açık pencere, geçmişe giden manzara."

Theo Angelopoulos

10 Mart 2010 Çarşamba

daha , daha neler...



“Everybody wants to be somebody; nobody wants to grow.”
Johann Wolfgang von Goethe

Herkes başkası olmak ister, kimse gelişmek istemez.
Çocukken daha büyük çocuklara özenir insan. Büyüdükçe biraz daha rahat etmek, daha özgür davranmak ister. Her seferinde kendimize aldığımız örnek bir boy daha büyüğümüzdür.
Ülke olarak kendimizle yarışmak yerine daha büyük ve daha güçlü olanı hedefleriz.
Ev alırken daha büyüğünü, araba alırken daha yeni modeli, evlenirken hep daha gencini, daha güzelini hedefleriz. Bu yarış belki uzar gider ama yaş kemale erince anlamaya başlarız ki: olgunluk
kendini bilmekten geçer, durulduğumuz yaşta inişe geçeriz zaten:)))
Öldüğü zaman en büyük çukura , en gösteriş mezar taşıyla gömülmek isteyen birini hiç duydunuz mu?