Sayfalar

kentlilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kentlilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mart 2010 Cuma

Kent Şarkıları


Kentleri ve kentte yaşananları anlatan,
kent yaşamına dokunan şarkılar dinliyorum bir süredir :
İnsan mıdır kente can veren ?
canı kentten mi alıyoruz yaşamak için?
Şarkılarda kişiselleştirip kentle kavga ediyoruz,
bizi üzüyor ya da sevindiriyor yaşadığımız sokaklar,
bizi sorguluyor, yargılıyor, hapsediyor...
kaçıyoruz ama peşimizi bırakmıyor...
Şehirdeki insanların uzaklaştığı özlediği bir geçmişi hatırlatıyor şarkılar:
Şehir suçludur hani hep, vakit yoktur: trafiktir, çocukların ödevleridir
giderek mazeretlerden örülü yalnız bir yaşam kurarız.
Kentler de insanlar gibi giderek yaşamın içinde masumiyetini kaybeder.
Her kentin ayrı bir dinamiği vardır, uymazsan ayakta kalamazsın,
bazen zordur ayak uydurmak şehrin kurallarına,
hele de tutkuluysan , yüksekteyse gözün, korkmayı unutmalısın, yoksa tutunamazsın.
Kentler vardır; duvarlarından utanır, çünkü kurşuna dizilen insanların izi durur hala...
Kentler vardır; sokaklarından utanır, çünkü insanlar aşağılanmıştır o sokaklarda...
İnsanın insana ettiklerinden kentler utanır,
sokaklar utanır, duvarlar utanır da...
...insan ne zaman utanır bilinmez?

9 Şubat 2010 Salı

kente dokunduk...


http://www.kayitdisi.org/
Kentten, dokudan bahsettik bütün gün. Dokunun her halinden konuşuldu, sinemadan ve Foucoult'tan...Dokunulmadık yerini bırakmadık kentin.
Ne Beşiktaş kaldı, ne Beyoğlu, ne Fatih. Bayrampaşa yılların ötesinde ortasında cezaeviyle planlanmış bir yerleşimdi. Giderek köylüleşen çocukluğumun başkenti Ankara, İstanbul'dan gidenlerle yoz betona dönüşen Bodrum, korunarak zor bela yaşatılan yoğun bakımdaki Safranbolu da nasibini aldı.
Bir de baktık masamızın üstunde hallaç pamuğu gibi atmışız kentleri : Kastamonu, Kayseri, Eskişehir. Varşova, Paris ve Floransa da konuşuldu haliyle, tasarım da konuşuldu, teknoloji de; insan eli değmiş her şeye dokunduk nihayetinde.
Cemre cemre düştü sözümüz havaya, suya, toprağa...ve insana ...
İnsanın insana köleliği şöyle dursun, istemezdik silah endüstrisine sermaye edilen inançlardan bahsetmeyi, ama yeri geldi Onur, Erdem, Haysiyet, Gurur söz aldı.
Öyle bir dokumalıyız ki, bu dokuda kenti kent yapan insan olsun: "Kendinden farklı olana karşı açılan savaşlar, ırkı, inancı, cinsiyeti yüzünden dışlanan insanlar bir daha olmasın"
Öyle bir dokuma üretmek olmalı ki amacımız, insan insanlığıyla gurur duysun.