Sayfalar

sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Nisan 2010 Pazartesi

Festival İnsanları

1982 yazında ilk kez İstanbul Festivali kapsamında, "Sanatlar ve Sinema" temalı altı filmin gösterildiği bir "film haftası" olarak başlayan Uluslararası İstanbul Film Festivali çok aşama katetti;
Şişli Kent Sineması'nda ( bir de Kızıltoprak Kent vardı çünkü) Visconti'nin "Masumlar" filmini izlemek muhteşem bir heyecandı.
Önceden rezervasyon ve bilet telaşı yaşanmadan rahatça gününde izlenebilecek kaliteli bir sinema izleyicisi vardı.

Valikonağı'ndaki Konak Sineması gibi artık halkın unuttuğu kaliteli salonlarında izlenen Bertolucci'nin " Ay" filmi,

Kanada yapımı "Diva" bugünün teknolojisiyle sinema sanatını tanıyıp sevenlere anlatılamayacak türde birer şölendi.
Lise çağında pek çok yaşıtımız bu heyecana kapılıp festival komitesine gönüllü çalışma için başvurmuştu, festivalde görev yapanları çok kıskanmıştık.


Daha sonraki yıllarda öğle tatilini uzatarak gişeden iade bilet bulup izlenen bir Derek Jarman var unutulmazlar arasında:"Caravaggio"
Zaman geçtikçe İstanbul küçüldükçe, bilet kuyruklarıyla birlikte festival de büyür .
Sinema tutkusu bir filmi izlemekle kalmaz, ardından arkadaşlarla tartışılır, üzerine yazılar yazılır, filmler için yeniden afişler yapılır.
Yeniden gösterimler, gece sineması kuşağında ille de "Uzakdoğu Filmleri"Festivalin olmazsa olmazları arasındadır

Her festivalde boy gösteren, ama aslında İstanbul'da yaşadığından şüphe duyulan her yaştan beyaz entellektüel "Festival İnsanları"vardır. Onların yokluğu hemen belli eder kendini.
Dileyelim ki bu insanlar azalmasın, sinema afişlerini hep renklendirsin.

14 Mart 2010 Pazar

THE DUST OF TIME



"Erken yaşlardan itibaren edebiyat ve şiirle olan ilişkim, beni dil, estetik ve modernizm üzerine olan bütün araştırmalara yaklaştırdı."

Çocuk yaşta duyulan merakla edebiyata, sinemaya, müziğe adanmış hayatlar
ne kadar da kıymetlidir.

Hiç bir gerçek sanat ürünü acı çekmeden yaratılmaz, o acıyı içinde hissederek
ifade edebilme arayışının sonucudur.

"İnsan yazgısı.
Ebediyete dönüş.
Bütün saplantılarım filmlerime girer ve çıkar. Tıpkı bir orkestra enstrümanlarının müziğe girip çıkması, tekrar duyulmak için sessizliğe bürünmeleri gibi.
Saplantılarımızla uğraşmaya mahkum edilmişiz.Aslında tek bir film çekiyoruz, tek bir kitap yazıyoruz. Aynı tema üzerine varyasyon ve fügler."

Tek bir resim yapıyoruz ömür boyu, tek bir kitap okuyoruz ,
tek bir şarkı söylüyoruz,
hepsini yaparken tek bir sesimiz ve söylemimiz var,
hep daha iyisini yapabilmek için
çalışıp didiniyoruz.
Hayat o kadar sade yaşanabilir ki aslında, boş kırgınlıklara, boş alınganlıklara, boş üzüntülere kapılmadan
yaşanmalı...

"Film çekmeye başladığımdan beri hep aynı ekiple çalışıyorum.
Onlar beni tanıyor, ben de onları tanıyorum. Yıllar geçtikçe de her biri benim ailem oldu. Çalışırken beni çok sık sinirlendiriyorlar, ama onları görmeyince çok özlüyorum. "

İnsanın işini sevmesi ve birlikte çalıştığı insanları ailesi gibi görmesi ne büyük mutluluk.

"Bir araba, fotoğrafçı bir arkadaşım sessizce arabayı sürüyor ve yollar.
Sık sık hayatta kendimi dengede ve huzurlu hissettiğim yuvanın,
arkadaşımın kullandığı arabada yanında oturmak olduğunu düşünürüm.
Açık pencere, geçmişe giden manzara."

Theo Angelopoulos